Kendimizi gıdıklamaya çalıştığımızda, beynimiz bu hareketin her anında ne olacağını önceden tahmin eder. Bu nedenle, vücudumuzun o kısmında ne hissedeceğimizi bildiğimiz için bu hareket bize sürpriz olmaz.

Beyin, bir uyarıcının geleceğini bildiği için, uyarıcının geliş zamanına bağlı olarak duyusal alanlara modülatör sinyaller gönderebilir ve bu değişiklikleri daha iyi işleyebilir. Bu tahminler, önceden edinilmiş bilgi ve bir ihtiyaca yanıt olarak ortaya çıkar. Davranışlarımız ihtiyaçlarımızı karşılamalı, ancak yaşam boyunca biriktirdiğimiz dünya deneyimleriyle de tutarlı olmalıdır. Bu, beynimizin dünya modelini güncelleyebilmemizi sağlar.

Sinirbilim, beyni sürprizler aracılığıyla incelemiştir: bireyin önüne bir uyarıcı koyup, pasif algı denilen, bireyin uyarıcının ortaya çıkışına müdahale etmediği bir durumda nasıl tepki verdiklerini gözlemleyerek. Ancak son yıllarda, araştırmacılar uyarıcıların ortaya çıkmasına bizim neden olduğumuzu fark ettiler.

Görsel sistemde, gözlerimizi saniyede üç ila dört kez hareket ettiririz, bu da yeni uyarıcıları algılamamıza neden olur. Gözlerinizi hareket ettirdiğinizde, kulak zarınızda da bir hareket olur. Bu nedenle, sinirbilim perspektifinden, bu fenomenleri eksik bir perspektiften incelediğimiz görülüyor.

Daha fazla bilgi: hipertextual.com