Kleopatra’nın hayatı, sadece antik Mısır’ın değil, dünya tarihinin de en büyüleyici hikâyelerinden birine sahip. M.Ö. 51 yılında tahta çıkan Kleopatra VII, aslında Mısır kökenli değildi; Yunan kökenli Ptolemaios Hanedanı’ndan geliyordu ve çocukluğundan itibaren tam dokuz farklı dil konuşabiliyordu. Onun zekâsı ve dil yeteneği, dönemin çoğu erkek hükümdarının bile ötesindeydi. Bu özelliği sayesinde, Mısırlıların kendi kraliçeleri olarak kabul ettiği ilk Ptolemaios hanedanı üyesi oldu.

Kleopatra, Roma İmparatorluğu’nun en güçlü isimleriyle kurduğu ilişkilerle de tarihe damgasını vurdu. Julius Caesar ve Marcus Antonius ile olan birliktelikleri, yalnızca aşk hikâyeleri değil, aynı zamanda büyük politik oyunların ve ittifakların bir parçasıydı. Özellikle, Kleopatra’nın altından yapılma bir halı içine gizlenerek Caesar’ın huzuruna çıkması, tarihin en ilginç diplomasi hamlelerinden biri olarak bilinir. Kleopatra’nın ölümünden sonra, Mısır bir daha asla bağımsız bir krallık olamadı ve Roma İmparatorluğu’nun bir eyaleti haline geldi.